Wraeclast’ın Tarihi

 

Tanrıların Doğuşu

Beast’ten önce,normal insanlar bile yükselebiliyor ve müminlerinin inancıyla ölümsüzlüğe erişebiliyordu.

Sin ve Innocence

Köyün birinde bir kadın iki oğlan doğurdu,Innocence(Masumiyet) ve Sin(Günah). Innocence dürüst ve saf bir kalbe sahipti. Sin ise itaatsiz ve yalancıydı. Anneleri ekmeği böldüğünde Innocence’ın dürüst doğasını ödüllendirmek için ona izin verirdi ki karnını doyursun,öte yandan Sin ise kötü huylarının bedeli olarak ancak kırıntıları toplayabilirdi. Bir gün Sin bir balık çaldı ve kardeşini kimseye söylememeye söz verene kadar dövdü. Ama Innocence sözünü tutamadı annesine anlattı. Sin’in bozunmuşluğu temizlemek için arındırılması gerekiyordu,bu yüzden köylüler Sin’i fesatlığından arındırmak için diri diri yaktılar. Sin, kül ve duman olurken insanları izlemeye başladı ve kendisini yakan insanları birbirlerine düşürüp kendilerini harap etmelerine sebep oldu.

Bu olay tarihte şu cümlelerle yer aldı:

‘’Köy ve tanrı yandığında,gökyüzü Sin’in külleriyle karardı.Orada,harabeye dönmüş evlerinin içinde,Innocence bir yemin etti. Sin’in külleri her nereye düşerse düşsün,onun arındıran ateşleri yükselerek onlarla buluşacaktı.’’

The Beast

Vaal öncesi bir vakitte,bir tanrı olan Sin, ‘’the Beast’’ denen canavarı yarattı ki o,insanlığı tanrıların zulmünden kurtarsın. The Beast,Wraeclast’ın tarihinde büyük rol oynayan ve büyünün kaynağını ortaya çıkaran kadim bir yaratıktı. Bu yaratık Yüksekkapı(Highgate)’nın bitişiğindeki dağın derinliklerinde mesken tutmaktadır.

 

Vaal Irkı

Vaal,Wraeclast’ta bilinen en eski ırktır,öyle ki şimdiki zamanlarda neredeyse unutulup gitmişlerdir. Onlar Vaal Harabeleri’ni inşa etmiş ve içine esrarengiz bir karanlık hapsetmişlerdir. Onlar Vaal Piramidini ve pek muhtemel olarak da Vaal Oversoul’u,ya da en azından onun mekanik aksamını oluşturmuşlardır. Vaal oluşumu olan bölgelerdeki kimi yaratıklar ‘’antik cihazlar’’ olarak adlandırılmaktadır. Varsayılır ki bunlar biyolojik yahut büyüsel teknolojiler içermektedirler. Vaal medeniyetinin barışçıl bir topluluk olmasına karşın insan kurban ederlerdi.

 

Maji’nin Gözyaşları

Vaal ırkı aynı zamanda meziyet taşlarını ilk kullanan olmuştur,bunlar ‘’Maji’nin Gözyaşları’’ olarak da bilinir. Icius Perandus altın yazıtlarından birinde der ki, ‘’Vaal ırkı,büyülü taş kültürüne imparatorumuz ve onun ‘’Gemling’’lerinden çok daha fazla ilgiliydi. Bu onlar için medeniyetleri kadar eski bir saplantı idi.’’ Siosa’nın ilk altın yazıt tercümesi de Vaal’ın meziyet taşlarını medeniyetlerinin geleceğini garantiye almak için Doryani’nin Beşiği’nden elde ettiklerine değinmektedir. Bu beşiğin doğası,yapısı ya da amacı bilinmemektedir. Eramir’in meziyet taşlarını ilk kullananın Vaal ırkı olduğunu kabul etmesi ve Siosa’nın büyülü taş kültürünün medeniyetin başlangıcı kadar eski olduğu savı dikkate alınırsa kabul edilebilir ki Vaal,gelmiş geçmiş en eski medeniyettir. Aynı zamanda Doryani de the Beast’in varlığından haberdar olmuştur ve meziyet taşlarını onun gücünden faydalanarak yaratmıştır.

 

Atziri ve Doryani

Vaal’ın son kraliçesinin adı Atziri idi,o ki mahzenlere sığmayan hazinesiyle bilinirdi. Kraliçe kendisiyle çelişen herkesi kurban etmiş ve Siosa’nın ikinci altın yazıt çevirisinde ‘‘o mihrabını görüşlerini sorgulayacak kadar pervasız olanların kanıyla sulardı’’ şeklinde anlatılmıştır. Bilinenlere göre Doryani Atziri’nin himayesi altındaydı,tıpkı Malachai’nin Chitus için çalıştığı gibi. Kraliçenin kibirli kişiliğini belirtmek için denir ki  ‘’tarihin durgun sularında kendi yansımasını görmeyi arzulardı’’. Siosa,Doryani’yi Malachai ile karşılaştırarak onu bir ‘’ilahi yetenek ve çılgınca tutku’’ adamı olarak tanımlar. Malachai benzetmesi göz önüne alınırsa Doryani muhtemelen bir çeşit Vaal büyücüsüydü.

Atziri ölümsüzlüğü ve ebedi gençliği arıyordu, bu ilhamı bir Vaal soylusu ve seri katili olan Zerphi’den almıştı. Zerphi 168 yıl boyunca yaşamını sürdürdü, fakat ‘’kabul edilir ki Zerphi 168 yaşında bir bedene sahip değildi, öyle ki cesedi 20 yaşındaki bir bedenin çehresine sahipti’’. Zerphi’nin kurbanlarından gençliklerini çalmak için bir çeşit yöntemi olduğu ima edilir. Bu kabiliyeti yineleyebilmek amacıyla Atziri genç erkek ve kadınları ‘’işlemesi’’ için Doryani’ye yolluyordu, bu denekler öyle büyük sayılardaydı ki isimleri sayfalarca yazıt doldurmuştu. Muhtemelen bu arayış Vaal medeniyetinin sonuna ortam hazırladı.

 

Vaal Medeniyetinin Yıkılışı (c. 400 BIC)

Vaal medeniyetinin çöküşüne dış mihraklardansa kendi iç sorunları neden olmuştu. Bu olay Icius Perandus’a göre bir çeşit Vaal cemiyetinin kendi felaketlerini aramasıdır. Perandus altın yazıtlarından birinde: ‘’bir cemaat…fakat ne uğruna? İncelediğim bütün kayıtlara göre,ulaşmaya çalıştıkları şey ’Tanrı’ değildi.’’. Sözü geçen cemaat Doryani’nin yönetmiş olduğu ‘’Ay Hasadı’’nı gerçekleştirdi ve bu olay eşi görülmemiş bir felakete sebep oldu. Bu felakette Atziri ve Doryani,diğer bir çoğu gibi ölüp gitti. Bazıları ise ‘’dönüştü’’(muhtemel olarak Piramit’te bulunan Vaal Fallen’lara). Siosa’nın tercümesi olan bir altın yazıtta bu olayla ilgili olarak ‘’uyku’’,’’kâbus’’ ve ‘’the Beast’’ kelimeleri çokça geçmekte ve Vaal’ın  kendi çöküşlerine sebep oldukları yazmaktadır. Buradan the Beast’in sözü geçen felakette önemli bir rol oynadığı anlaşılır. Ayrıca bu yazıt Vaal Oversoul’a,oyunda karakterler tarafından ‘’kâbus’’(nightmare) olarak seslenilen varlığa da işaret etmektedir.

Siosa inanmaktadır ki Vaal medeniyetinin sonu,Sarn’ın düşüşü ile oldukça benzerlik göstermiştir.

Bu bilgiler ışığında,belki de Vaal ‘’cemaat’’ denilen bu oluşum ile medeniyetlerinin kurtuluşunu sağlamayı amaçlamıştır. Ki bu pek muhtemel bir şekilde Doryani’nin ‘’beşiği’’ ve meziyet taşları ile alâkalıdır. Cemaat felaketi meydana getirerek the Beast’i uyandırmış ve muhtemel olarak Act 2’nin sonunda bertaraf edilen Oversoul’u da uyandırmışlardır. Böylelikle birçok Vaal mensubunu Act 2’deki Kadim Piramitte(Ancient Pyramid) bulunan Vaal Fallen’lara dönüştürmüştür.

 

Azmeri Irkı

Vaal ırkı ile Karşılaşması (c. 900-400 BIC)

Azmeri halkı Azmeri Dağları’ndan inmişlerdir. Vaal ile ilk karşılaşmaları Vaal’ın düşüşünden 500 yıl öncesine dek uzanır(900 BIC). Vaal, Azmeri medeniyetinin gelişmesine yardımcı olmuş fakat meziyet taşlarının irfanını kendilerine saklamışlardır.

Vaal’ın düşüşünden sonra,3.126 Vaal mültecisi Azmeri medeniyetine katılmış ve asimile olmuştur.

 

Imperialus Conceptus (1 IC)

Tarcus Veruso,seksen bin adam ve kadınla birlikte dağlardan inip lanetli toprakları aşarak Azala Vaal’a erişti. Orada sancağını Atziri’nin mezarına dikti ve ebedi medeniyetimizi kuran şu sözleri söyledi.

‘’Vaal gözlerini ete ve taşa kapadı,keza kana ve tunca.Bizler Vaal değiliz.Biz Azmeriler,şimdi ve ebediyen,gözlerimiz açık olacaktır.’’

Veruso başkentini Azala Vaal’ının kemikleri üzerine kurdu ve orayı Sarn olarak vaftiz etti(adlandırdı).Orada,Veruso ilk ordularını kurdu ve ‘’Düşüşün Uyanışı’’ndan arta kalan dönüşmüş bozunmuşluklar ile zihinsiz sistemleri temizleyerek bir zamanlar Vaal’ın olanları fethetti.

Sözünün arkasında kalarak,Veruso halkının her daim ‘’gözleri açık’’ yaşamasını sağladı. Kadim Vaal’cı irfanı ve güçleri mühürlendi ve çürümeye bırakıldı. Efsun yasaklandı ve kendilerini Vaal’cı irfanlara adıyanlar günahları için yakıldı. Maji’nin Gözyaşları yok edilmeye cürret edilemeyecek kadar güçlüydüler,toplandılar ve Yüksekkapı’ya götürüldü ve dağın eteklerine gömüldü. Sonrasında mağaralar çökertildi ve unutuldu.

Geçmişi silmek için olağanüstü bir çaba,ilkel reaksiyonlardan doğan ilkel zamanlar,naçizane bir tarihçinin düşünceleriyle…

— Kadim Olanlar, Kitap 6: Imperialus Conceptus

Imperialus Conceptus, Ebedi İmparatorluğun kuruluşu, Vaal’ın düşüşünden 400 yıl sonra gerçekleşmiştir.

 

Phrecia’nın Işığı

Babasının ölümünden beş yıl sonra,İmparator Caspiro da ölümle kavuştu. İlgili kaynaklarda farklılıklar gözlenmesine rağmen,bir şey çok açıktı ki Caspiro’nun bedeni kara bir varlık tarafından parçalanmıştı.

İmparator Caspiro’nun intikamını alan kişi General Alano Phrecia’ydı. General aynı zamanda imparatorluk topraklarında yayılan kara örtüyü yiğitlikle diyardan süren kişidir. İmparatorluğumuzun bir kısmının daimi bir geceye sokma tasviri kulağa pek bir olağanüstü gelse de Azmeri kâtipleri bu betimlemede hemfikirdir. Belki bu tasvirin sebebi Vaal’ın düşüşünden kalan büyüsel bir tortunun gökyüzünde gözlenmesiydi. Bu hususta, bu naçizate tarihçi rahatsız edici derecede saf bir varsayım içine kısılıp kalmıştır.

Lurici’nin ilk Sacrato’sunda, 35 I.C.,Alano bizzat yazmıştır ki ‘’ordumuz karanlık varlığı ininin en ücra derinliklerine kadar sürdü ve onu sonsuza dek mühürledi’’.  Solaris’in parıltısının bu topraklara geri dönüşü ve diyarı Mantle’ın eteklerinden Axiom çehresine kadar süzüşü ile Alana Phercia,Sarn’a geri döndü. Veruso’nun verasetinin eksikliğinde Alano taç giydi ve imparatorluk toprakları onun onuruna isimlendirildi.

Vaal diyarının ehlilleştirilmesi ve Azmeri atalarımızın yerleşimiyle birlikte Ebedi İmparatorluk,Phrecia hanedanı boyunca uzun bir barış ve refah dönemi geçirdi.

‘’Bu imparatorluğu gözleri açık himaye etmek için.’’ – Yüksek Templar tarafından gelenekselleştirilen bir taç giyme yemini.

— Kadim Olanlar, Kitap 7: Phrecia’nın Işığı

 

Chitus’un Yükselişi (1319 IC)

Takip eden onyıllar boyunca,Phrecius hanedanı soydaşlarıyla evlenmek suretiyle hükümdarlığı kendi soylarına miras bırakarak devam ettirmişlerdir. Son Phreci hükümdar ise Izaro’ydu. Çılgın bir hükumdar olarak ifade edilen Izaro,muhtemelen soy içi evliliklerin bir sonucu olarak,kendisine varis olacak bir oğul meydana getirme yetisinden mahrumdu. Izaro, kendisinden sonra imparatorluk verasetini teslim edeceği kişi nasıl seçeceğini düşünürken araştırmalarında Azmeri yükselişi geleneğini açıklayan bir kitaba denk gelmiştir. Izaro’nun ‘’Labirent’’ fikri bu kitaptan okudukları sonucunda oluşmuş,Azmerilerin yöneticilerini seçtikleri gibi imparator varisini de bu şekilde seçmeye karar vermiştir. Izaro ilan etmiştir ki labirenti tamamlayan ilk kişi Ebedi İmparatorluğun sıradaki imparatoru olarak taç giyme hakkına erecektir.

Chitus,Perandus ailesinin bir mensubu(imparatorluk bünyesindeki en hakim tüccar ailesi),bunu bir Perandus’un tahta geçme fırsatı olarak görmüş ve bunun imparatorluk için Izaro’nun daimi hükmünden yahut alelade bir soysuzun şans eseri labirenti çözmesi ihtimalinden çok daha hayırlı olacağına kanaat kılmıştır. Chitus labirente gireceği gün için yalnızca kendini eğitmemiş,aynı zamanda amcası Cadiro’nun yardımıyla kendisine fayda sağlayabilecek her türlü hizmeti rüşvet ile satın almış,labirentin planlarını elde etmiş,yardımcılar tutmuş ve imparatorluğunu reddedecek olası kişileri öldürecek katiller kiralamıştır.

Chitus labirenti başarılı bir şekilde tamamlamış ve Verusi’nin ilk Kaso’sunda,1319 IC, Izaro tacı ile tahtını Chitus’a teslim etmiştir. Chitus’un imparator olarak ilk emri Izaro’nun kendi labirentine kapatılması ve kalan tüm yaşamını orada geçirmek üzere hapsedilmesi olmuştur.

 

Maligaro

İmparatorluk tarihinin bir vaktinde,Maligaro isimli bir büyücü yer almaktadır(Maligaro’nun ekipmanları ve laboratuvarı,Lunaris Tapınağı’nı andıran bir mimariye sahip olan Chamber of Sins’te gözlemlenebilmektedir) Maligaro’nun araştırmaları büyük çoğunlukla meziyet taşları ve taşların gücünün insanlara aktarılabilmesi üzerinde olmuştur. Kullandığı başlıca teknik bir taşın esansının ‘’Maligaro’nun İğnesi’’ yardımıyla enjekte edilmesidir lakin bu yöntem asla mutlak bir başarıya ulaşamamıştır. İğnenin haricinde,Maligaro elementalleri yaratmıştır ve bunun sonucunda diyarı örten esrarengiz bir karanlık meydana gelmiştir. Yaşamının sonunda ‘Uğursuz Taş’ı(Baleful Gem) oluşturmuştur,bu belki sentetik olarak yapılmış belki de bozunmuş bir meziyet taşıdır fakat bu taşın amacı bilinememektedir.

 

Zirve

İmparatorluğun ani çöküşüne dek hükmettiği alanı ne kadar genişlettiğini bilmiyoruz, fakat biliniyor ki Dış İmparatorluk (Prisoner’s Gate en güneyindeki sahilden Lioneye’s Watch’ı geçene kadarki bölge) ve İç İmparatorluk (kuzeydeki ve Prisoner’s Gate’in ötesindeki heryer) olarak ayrılmıştı. İmparatorluğun bu zamanlardaki başkenti Sarn’dı ve yüzyıllar süren bakımsızlığa rağmen gözlemlenebilir ki mevcut mimariye göre imparatorluk oldukça refah içindeydi. Zamanın imparatoru Chitus hakkında düşmanlarını küçük görmesinin haricinde fazla  bilgiye sahip değiliz. İmparatorluk vatandaşları Azmeri iken,köleler Ezomyte,Maraketh ve Karui dahil olmak üzere öteki ırklardandı. Görünen o ki bu köleler ne Wraeclast’lıydılar ne de Wraeclast topraklarından gelmiyorlardı, fakat başka modern medeniyetlere mensuplardı.

O zamanlar baş büyücü Malachai idi. Maligaro gibi meziyet taşları üzerinde çalışıyordu fakat onun aksine Malachai çalışmalarını taşları deneklerin etine cerrahi bir şekilde gömerek gerçekleştiriyordu,öyle ki Malachai’nin çalışmaları Maligaro’nunkine kıyasla çok daha başarılı sonuçlar veriyordu. Malachai, meziyet taşları ve büyüsel sülfit (Thaumetic Sulphite) elde etmek için madenci kölelere, ayrıca İmparator tarafından sağlanan birçok deneğe de sahipti. Bu cerrahi yöntemin sonucunda elde edilen bireyler Gemling’ler olarak adlandırıldı. İmparator Chitus’a göre ‘’Bu görkemli taşlar bizleri tanrısallığa bir tükürme mesafesi kalacak kadar yaklaştırdı.’’ ve imparatorluğun savunması en az bir Gemling ordusuna sahip oldu.

Malachai’nin yarattıkları arasında en sevdiği Gemling Queen idi. Bu hanım aslen İmprator Chitus’un bir gözdesi olan fakat onu rahatsız eden Dialla’ydı. Dialla bu yüzden üzerinde deneyler gerçekleştirmesi için Malachai’ye teslim edilmişti. Çok geçmeden Dialla,Malachai’ye aşık olmuş ve Malachai onu tekrar şekillendirerek gelmiş geçmiş en güzide ‘Gemling’e çevirmişti.

 

Saflık İsyanı (1333 – Phreci’nin İlk Sacrato’su 1334)

Hem inancına hem de ülkesine karşı dürüst ve sadık olan Yüksek Templar Voll’ün tanrısal gayesi için toplayabildiği yoldaşları;Sarn’ın lordu Ondar,halkın ozanı Victario,Phrecia’nın Başpiskoposu Geofri,Stridevold valisi Kastov ve Yüksekkapının kumandanı Adus idi. Birlikte,Saflığın Savaşçıları,Gemling’in büyüsel yönetimine karşı başkaldırdılar,Voll umuyordu ki ‘’Bu imparatorluğu kötülüğün pençelerinden kurtarıp insanlığa geri verebileceklerdi.’’

—Saflık Kronikleri, Kitap 1: İsyanın Korları

Bu sırada,İmparatorluk Mahkemesi ve büyü laboratuvarlarının dışında hoşnutsuzluk yayılmaya başladı. Saflık İsyanı isimli bir hareket,İmparator Chitus’u tahttan indirmek,büyücüler ve onların Gemlinglerini yok etmek için eylemlere başladı. Saflık İsyanı şu kişiler tarafından yönetilmiştir.

  • Yüksek Templar Voll, isyan lideri.
  • Victario, halkın ozanı.
  • Sarn Lordu Ondan.
  • Phrecia’nın Başpiskopozu Geofri
  • Stridevolf Valisi Kastov
  • Yüksekkapı Kumandanı Adus

Saflık İsyanı şu bölgelerden yardım çağrısında bulundu:

  • Victario imparatorluk vatandaşlarından yardım istedi.
  • Victario Ezomyr Baronu Rigwald’dan yardım istedi.
  • Voll Karui Kralı Kaom’dan yardım istedi.
  • Voll ayrıca Maraketh’li Sekhema Deshret’ten yardım istedi.

 

Ezomyte Irkı (Drivi’nin 3.ncü Fiero’su 1333)

Yüksek Templar Voll, Ezomyr Baronu Rigwald’ı ikna etmesi için Victario’yu gönderdi. Düşünüyordu ki bir politikacıdan ziyade ancak bir ozan, romantik Ezomyte’leri bu isyana ikna edebilirdi. Victario’nun tutkulu sözleriyle etkilenen Rigwald, kan bağı klanlarını topladı ve Drivi’nin üçüncü Fiero’sunda 1333 IC, Glarryn sahasında Vali Gaius Sentari’ye karşı açık bir isyan ilan etti.

Ezomyte başkaldırısı sayısız sancaklarıyla öyle görkemli renklere sahipti ki,çok geçmeden ‘’Kanlı Çiçekler İsyanı’’ olarak bilinmeye başladılar. Sentari’nin Gemling askerleri her bir kayıpları için üç Ezmoyte katletmelerine rağmen Kanlı Çiçekler ordusu hırs ve hiddetin verdiği cesaretle zafer kazandılar.

Vali Sentari Sarn’a kaçtı, amacı başkentten,güney garnizonlarından ve Vastiri’den destek toplayarak Astrali’ye geri dönmekti. Sentari’nin bilmediği şey ise, destek topladığı şehirleri güçsüzleştirerek tam da Voll’ün istediği şeyi yapıyor olmasıydı.

—Saflık Kronikleri, Kitap 2: Kanlı Çiçekler

Ezomyr,halkını yoksulluk ve köleliğe itmesi ile kötü ün sahibi olan Kral Skothe tarafundan yönetiliyordu. Baron Rigwald,Kral Skothe’yi öldürdü ve klan savaşçılarından oluşan bir orduyu Gaius Sentari’nin imparatorluk ordusuna karşı savaşmak için kullandı. Köprü Savaşı da  bu hareketin bir parçasıydı. Rigwald, bu zaferinden sonra Saflık Ordusu’yla omuz omuza Sarn Savaşı’nda savaştı.

 

Karui Irkı

Marceus Lioneye’ın Yenilgisi

Bu sırada,imparatorluğun dış kısımlarında,Kral Kaom ve Karui savaş birliği The Coast’a çıkarma yaptı. Marceus Lioneye’ın Ebedi Ordu’sunu bertaraf ederek Lioneye’s Watch’a yerleştiler.

Bir Gemling askeri,bire bir dövüşte Kaom’un Karui savaşçıkarını kümesteki domuzlar gibi katledebilirdi. Fakat Kaom’un adil dövüşmek gibi bir amacı yoktu. Ağır bir kayıp verdikten ve yapmacık,düzensiz bir geri çekilmeden sonra, Kaom bu hareketiyle, Marceus’u, ordusuna büyük kalkanlarını geride bırakıp, kaçan Karui askerlerini kovalayarak onları hezimete uğratma emrini vermeye itti.

Lioneye’ın emri,pervasızca verilmiş bir karar değil, Karui’nin okçu birliği kullanmadığı tecrübesine dayanarak ve buna güvenerek verilmiş bir emirdi. Geleneksel olarak, Karui savaşçılarının misil fırlatan her türlü silahı kullanması yasaktı. Lioneye’ın gözden kaçırdığı şey,tavukai diye bilinen bu yasağın Karui kadınlarını kapsamamasıydı. Amcasının emri ile Hyrri, Thebrus’a seyahat etmiş ve Voll’ün en iyi eğitmenleri tarafından okçuluk eğitimi almıştı. Lioneye’s Watch’ı savunan askerler ağır kalkanlarını bırakıp hücuma geçtiklerinde,Hyrri ve onun kadın okçuları açığa çıkarak bulundukları yamaçtan Gemling’lerin üzerine ölüm yağdırdı.

Yiğit Marceus Lioneye,hayatta kalan askerlerini toplayarak Lioneye’s Watch’ın surlarında son savunmasını yaptı. Kaom,bu kahramanlığı Marceus’un kellesini ziynetlerle kaplayıp o günden beri kemerinde taşıyarak ödüllendirdi.

Bu zafer sonucunda artık destek kuvvetlerin gelebileceği güvenli bir limana sahip olan Kaom, imparatorluk vatandaşlarını katlederek  ve sahili fethederek Wraeclast anakarasındaki ilk Karui yerleşimini kurdu.

—Saflık İsyanı, Kitap 3: Yeşimtaşı Baltanın Düşüşü

 

Shavronne ve Brutus

İmparatorluğun ikinci savunma hattı, Umbra adında bir yer veya kabileden olan büyücü Shavronne’du. Shavronne Lioneye’ın Kaom karşısında kaybedeceğinin farkına vardığında hiç vakit kaybetmeden sahilden sonra savunulabilecek ilk yapı olan Axiom Prison’a gitti. Başgardiyan Brutus’ü,onu Karui’yi altedebilecek bir süper-insan’a dönüştürmesine razı olması için ikna etti. Bu dönüşümün ardından Brutus Shavronne’u öldürdü,fakat Karui tarafından asla altedilemedi, aslen Karui ordularının Axiom Prison’a saldırıp saldırmadığını bilinmemektedir. Axiom Prison’ın ötesinde,Coves’ta karui oymalarının bulunmasına rağmen Karui’nin kano teknolojisine sahip olması göz önünde bulundurulursa buraya Axiom Prison’ı geçmeden,deniz yoluyla gelmiş olmaları muhtemeldir.

 

Prisoner’s Gate

Shavronne, Karui’ye karşı üçüncü bir savunma hattı olarak Prisoner’s Gate ile Western Forest arasına büyülü bir bariyer kurmuştu. Karui bu bariyeri geçmeyi deneyip başarısız olduysa,ya da hiç denemediyse de Karui orduları,Siren’in Sesi Koyu’na vardıklarında ilerlemelerini durdurmuşlardı.

 

Karui’nin Bozulması

Zaferin ardından Karui sahili ele geçirdi ve imparatorluk vatandaşlarını katlederek burada kendi yerleşimlerini kurdu. Aynı zamanda Oriath rotasını ablukaya alarak ada ile olan her türlü iletişim ve ticaret hattını engellediler,muhtemelen Oriath’ı işgal etmeyi planlıyorlardı. Ancak Karui’nin bütün planları bir tufanın vurgunu ile bozuldu. Sosyal huzursuzluk baş gösterdi,ölüler ayaklanmaya başladı ve doğal yaşam çarpıklaştı.

Karui,felaketi en iyi tolere eden ırk oldu. Yine de felaket yerleşkelerini kırıp geçirdi ve çeşitli afetler sebebiyle toplumlarının manevi olarak çökmesine sebep oldu. Zamanla Kaom’un kendisi dahi bozuldu ve bir grup savaşçıyla birlikte yer altına indi. Burada, Karui savaş tanrısı Tukohama’yı gördü. Tukohama Kaom’a, Wraeclast’a ayak basan herkesin lanetlendiğini ve bu yüzden savaşçılarını öldürmesini emretti. Tukohama’nın emrini yerine getiren Kaom, böylece içinde kalan son insaniyet kalıntısını da sıyırıp atmış oldu. Bu olayın ardında Kaom’un yeğeni Hyrri arta kalan beş yüz Karui ailesine liderlik ederek onları Karui anavatanı Ngamakanui’ye geri götürdü.

 

Maraketh Irkı (Vitali’nin 3ncü Galvano’su 1333 IC)

İsyanda sergilemiş olduğu askeri desteğin karşılığı olarak Voll,Sekhema Deshret’e impatorluğun Vastiri düzlükleri fethinde çalmış olduğu,aslen Maraketh insanlarına ait olan otlak arazisinin iade edileceği sözünü verdi. Kızıl Sekhema tek bir şartla kabul etti, eğer isterse bir Rhoa eyeri yapmak üzere Hector Titucius’un derisini yüzecekti.

Bu amaçla Voll ve Deshret,General Titucius ve onun Vastiri Birliği için bir tuzak imal ettiler. Maraketh insanları uzun zamandır,düzlüklere felaket getiren geniş ve şiddetli kum fırtınalarının geliş ve gidiş yönlerini öngörebiliyorlardı. Deshret,Titucius’un kampındaki bir günlük devriye rotasından böylesi bir fırtınanın geçeceğini tespit etti. Kendi payına düşen olarak da Voll,Maraketh halkından bazı imparatorluk casuslarını tespit etti ve onlara potansiyel bir kabile isyanına dair yanlış bilgiler verdi. Yemi yutan Titucius ve onun Gemling ordusu, bilgisi alınan araziyi kuşatarak kendilerini Deshret’in kum fırtınasının tam da merkezine yerleştirdiler.

Vitali’nin üçüncü Galvano’sunda 1333 IC, kör ve sağır edici fırtına Titucius ordusunun üzerine çöktü.  Deshret’in kum ve rüzgarın içinde doğup büyümüş olan akharası orduyu bir uçtan diğer uca tarayarak askerleri bir mısır tarlasını hasat eder gibi biçti. Fırtına ve Maraketh’in öfkesi dindiğinde, Vastiri Ordusu’ndan geriye kalan tek şey irili ufaklı kum tepecikleriydi. Bunun ardından Kızıl Sekhema ödülünü aldı ve denir ki bütün Vastiri’de Deshret’inkinden rahat bir eyer daha yoktur.

—Saflık Kronikleri, Kitap 4: Kızıl Sekhema’nın Eyeri

 

Sarn Kuşatması (Divini’nin son günü 1334 IC – Phreci Sakrato’sunun ilk günü)

Divini’nin son gününde 1334 IC, Yüksek Templar Voll Sarn kuşatmasını kurdu. Çok geçmeden Yüksekkapı kumandanı Adus, ordusunu ve Saflık İsyanına destek olarak getirdiği madencileriyle ona katıldı. Kapana kısılmış olan İmparator Chitus, Gemlinglerini başkentte çaresizce bir savunma gerçekleştirmek için topladı. Fakat bu planı Lord Ondar’ın Divini’nin ikinci Kaso’sunda Chitus’u Scepter of God merdivenlerinde bıçaklayarak öldürmesi ile kısa kesildi.

Victario’nun yardımıyla, Ondar lağımlardan kaçarak Voll’un kampına ulaşabildi. Fakat Ondar’ın ‘Saflığın bir kahramanı olma’ düşüncesi oldukça kısa sürdü. İki hafta sonra Victario’nun adamları Ondar’ın cansız bedenini lağımlarda,oturmuş ve bacakları çaprazlanmış,ayrıca kesilmiş kellesi kucağına koyulmuş bir şekilde buldu. Sonradan öğrenildi ki Perandus ailesi Ondar’ın Voll kampından kaçırılarak Chitus cinayetinin intikamının alınması için Sessiz Kardeşlik’ten Coralito’yu kiralamıştı.

Çaresizce çabalarına rağmen Chitus taraftarları şehri korumakta yetersiz kaldı. Victario’nun Slums,Docks ve Warehouse District’ten gelen saldırılarıyla da yüzleşince,Lord Cadiro Perandus Phreci’nin ilk Sakrato’sunda Voll’a Sarn’ın koşulsuz teslimi için talepte bulundu.

Voll ve Saflık Ordusu başkentin kapılarını yürüyerek aştılar ve bir haftayı bulmadan Thebrus’lu Voll imparator olarak taç giydi.

—Saflık Kronikleri, Kitap 4: İmparator öldü. Çok yaşa imparator.

 

Voll Rejimi (Phreci’nin ikinci Sacrato’su 1334 – c. 1339)

Phreci’nin ikinci Sakrato’sunda,1334 IC, imparatorluk tacını kuşanırken hayatta kalan Gemlingler ‘’Yanan cadıların dumanları arasından, Voll güce doğru süzüldü.’’  diye fısıldıyorlardı. Oysa ki kendisi sırf fal baktı diye bir kızı ateşe verecek bir adam değildi.

            — Saflık Kronikleri, Kitap 1: İsyanın Korları

İsyanın imparatorluk üzerinde bir yara mı açtı yoksa ölümcül bir darbe mi indirdiğini bilmiyoruz, fakat Voll’ün liderliğinde imparatorluk hızla gerilemiştir.

 

Rapture Device (1336 IC)

Voll, Malachai’nin Solaris kapılarında yakılarak infaz edilmesini emretmişti fakat Malachai’nin verdiği sözler onu yanmaktan kurtardı. Malachai bütün büyücülüğe bir son getireceğine söz verdi, ki bu Voll’ün keyifle kabul edeceği bir teklifti.

Malachai Solaris’e gönderileri haftalar geçmişti, Wraeclast’ı bütün metafizik kötülüklerinden arındıracak bir mekanizma üzerinde çalışıyordu. Bugün, Eterni’nin ilk Fiero’su 1336 IC, Malachai ve onun Gemling Queen’i, iki uçtan bir ipek örtüyü çektiler ve Rapture Device’ı sergilediler. Göreni dehşete düşüren,yılandan bozma bir cihazdı. Mucize ya da canavarlık,bunu ancak Malachai söyeleyebilir. Yine de yarın Voll, Malachai ve Leydi Dialla’ya Yüksekkapı garnizonu ile eşlik ederek bu şaşkınlık uyandıran cihazı kuzeye götürecek.

Kuzeye, ilk taşların geldiği yere. Chitus’un büyüsel kâbusunun doğduğu yere.

İmparator Voll Yüksekkapı’da başladığı işi bitirecek. Chitus’un imparatorluğunu tarihten silerek kibir ve bozulmuşluğun küllerinden taze ve saf bir teokrasi yükseltecek. Tanrı seninle olsun, Thebrus’lu Voll. Tanrı hepimizle olsun.

—Saflık Kronikleri, Kitap 6: The Rapture Device

 

Felaket

Voll rejimi yaklaşık beş yıl kadar devam etti. Kendisi kabiliyetsiz bir yöneticiydi ve imparatorluğun hızla gerilemesine sebep oldu, bunun sebebi kısmen büyücüşüğü yok etme gayesi yüzündendi. Doedre ve Maligaro’yu öldürdü,lakin en çok arzuladığı şeyin taahütü ile Malachai’nin yaşamasına müsade etti: meziyet taşlarının yok edilmesi. Malachai Rapture Device’ı, bütün büyünün kaynağı olan the Beast’i öldürecek olan mekanizmayı yaptı. Fakat asıl amacı the Beast’in içine girerek onun gücüne hükmedebilmekti. Planladığı şey Leydi Dialla’yı bu cihaza yakıt olarak kullanmaktı ama Dialla bunu reddedince cihaz sadece ufak bir yarık açabildi. Malachai bu yarıktan içeri girdi ve Dialla bu yüzden hep kendini suçladı. Düşmanlarını alaşağı edebilmek için, Malachai the Beast’i uyandırdı ve onu herkesin üzerine lanet çöktürmek için kullandı. Sekhema Deshret, her ne kadar the Beast’i alt edemese de onu,Yüksekkapı madenlerinin derinliklerindeki mağrasına mühürlemeyi başardı. O günden beri Maraketh halkı bu mührü korumakla görevlendirildi. The Beast mağarasında uyuklarken,onun içinde olan Malachai, dünyayı kendi görüşüne göre tekrar şekillendirmek için çalışmalar yapıyor…ve birinin onu durdurması gerekiyor.

 

Oriath

Oriath, Wraeclast sahilinin güney doğusunda yer alan küçük bir adadır. Oriath’ın ne zaman kolonize edildiğini bilmiyoruz fakat görünen o ki imparatorluğun düşüşü vakitlerinde iyi bir düzen ve refah içerisindeydi, öyleyse en azından İmparatorluğun Zirve vakitlerinde yeşleşme ve yapılanmaya başlanmış olmalıdır. Phreci ormanının içerisinde,iç imparatorlukta,eski bir Templar katedralinin harabelerinden oluşan Fellshrine bulunuyor,öyleyse Templarların Wraeclast ile epeydir süren bir bağlantısı vardı ve Voll bu imparatorluğa açıkça ilgi duyuyordu. Muhtemelen imparatorluk insanları Oriath’ı kolonize etmiş ve buraya dinlerini getirmişlerdi,İmparatorluk parçalandığında ise burada mahsur kalmışlardı.

Oriath’ın başkenti Theopolis’tis ve burada en azından tarihi arşivler, dövüş arenaları ve Abanoz Askerleri’nin baş karargâhı bulunmaktaydı. Ayrıca burada başlarda Dominus,sonrasında ise Avarius’un başkanlık ettiği İlahi Ölçü Mahkemeleri de bulunuyordu ve mahkemeden geçen suçların büyük çoğunluğu ‘’Teosofik Kibir’’, ‘’Umumi Sapkınlık’’ ve ‘’Templar Otoritesine Karşı Çıkmak’’ gibi konulardaydı. Öyleyse görünen o ki Oriath, Templarlar tarafından yönetilen bir çeşit teokrasi idi. Başkentin ismi olan ‘’Theopolis’’ dahi dini düşkünlüğü yansıtmaktadır.

 

Modern Zamanlar (c. 1600 IC)

Modern çağda Wraeclast’ta toplu bir medeniyete rastlanmamaktadır. Wraeclast sakinleri yalnızca imparatorluktan arta kalan bazı gelişigüzel topluluklardan ve yaşayan ölülerden,ayrıca buna ek olarak kimi Oriath’lılardan ibarettir. Kimisi gemi kazaları sonucunda karaya vurmuş,fakat büyük çoğunluğu küçük veya büyük suçlardan buraya sürülmüştür.

Mevcut Yüksek Templar, Abanoz Askerleri’nin ve Templarların otoritesine sahip olan Dominus’tur. Yeni yeni imparatorluk tarihine ilgi duymaya başlamıştır. Dominus Sceptre of God olarak bilinen kulesinin tepesindeki laboratuvarında çalışmalarını sürdürmekte, fakat sağ kolu General Gravicius ve Piety onun için bilgi ve kaynak toplamaktadırlar.

Gravicius Sarn’da,Lunaris Tapınağı’nın yakınında geçici bir kışla kompleksi kurmuştur. Görünen o ki kendisi Çarpıklık olarak da bilinen bir yadigâr olan Ribbon Spool’u bulmakla görevlidir. Piety’nin asıl ismi Vinia’dır ve geçmişte Theopoliste geçimini büyücülük ve fahişelik ile sürdürmekteydi. Şimdilerde kendisi daha çok bir arkeolojist edasıyla Wraeclast’ı dolaşmakta, Shavronne ile Maligaro’nun da içinde bulunduğu,imparatorluğun en güzide büyücülerinin teknikleri ve çalışmaları hakkında araştırma yapmakta ayrıca bulduğu deneysel sonuçları yinelemek için uğraşmaktadır. Malachai gibi,Piety de deneylerini meziyet taşlarını, deneklerin bedenlerine gömerek gerçekleştirmektedir fakat Lunaris Tapınağı’ndaki leş yığınları göz önüne alınırsa henüz Malachai’nin yenetek seviyesinin yanından dahi geçememektedir.

 

Çeviri: Arteril

Düzeltme: Devillian

error: İçerik kopyalanamaz!